NEDEN ADİL OLMALIYIZ

Adalet insanların yaşamlarında antik çağlardan beri var olmuş, nitelikleri hep tartışma konusu olmuş ve ana olarak hukukun ve politikanın öncelikli araştırma konusu olmuş bir kavramdır. Bir erdem olarak adalet, Yunan mitolojisindeki Themis gibi bağımsızlık ve tarafsızlığı simgelemekle birlikte hukuk anlamında hakların özgürce eşit ve doğru dağılımı olarak tanımlanır. Ama Aristoteles’e göre eşitlik yeterli değildir, hukuk düzeni güçsüzleri koruduğu ölçüde adaletlidir. Sokrates ise adaleti, iyi olanı kötü olandan ayırma bilgisi olarak yani vicdanın temeli olarak tanımlar.

Sartre ise der ki; “Özgürlüğe mahkum olan insan bütün evrenin yükünü omuzlarında taşır, o evrenden ve kendinden sorumludur.”

Tüm bu tanımlardaki hukuki olsun, felsefi olsun temel ögeler aslında  özgürlük ve eşitliktir. Yani bir bakış açısından adaletin temelinde özgürlük ve eşitlik vardır denebilir. Ve bu ikisi birbiri olmadan var olamaz. Bireyin özgürlüğü başka bir bireyin özgürlüğünü kısıtladığı anda özgürlük varoluş anlamını kaybeder. İşte tam bu noktada eşitlik devreye girer. Kendi isteğimizi yapmakla, karşımızdakinin özgürlüğünü kısıtlama arasında karar verme noktasında önce onunla eşit olduğumuzu kabul etmemiz gerekir. Yani özgürlük bir açıdan da aslında kendimize hakim olma becerimizle tanımlanır. Günümüzde şu an ne yazık ki en yakınımızda bile sürekli eşitsizliğe şahit oluyoruz. Doğduğumuz yer, cinsiyetimiz, eğitimimiz her şey bir eşitsizlik sebebi yani bir diğerinin kendini üstün yani daha haklı görme sebebi olabiliyor. Bu bakış açılarındaki hatayı hukuk ve kanunlarla düzeltmeye çalışıyoruz ki orada da son karar mercinin yine insan olduğunu unutarak.

Jean Jacques Rousseau “İnsanın özgürlüğü istediği her şeyi yapabilmesinde değil, istemediği hiç bir şeyi yapmak zorunda olmamasındadır” der. Ancak böyle bir özgürlüğü de bize ancak diğer bireylerin adil ve eşit oluşu sağlar. Yani sistemin adil olabilmesi için önce bireylerin adil olması gerekir. Çünkü sistemi ve düzeni işletecek olan bireylerdir. Ve bireyler adil olmayı öğrenmediği sürece toplumda eşitliğe ve özgürlüğe ulaşılması mümkün olmayacaktır.

Evrensel İnsan Hakları Bildirgesinde söylediği gibi “Bütün insanlar haklar ve onur/değer bakımından eşit doğarlar. Akıl ve vicdanla donatılmışlardır ve birbirlerine kardeşçe davranmalıdırlar.”

Biz kendi kendimize adil davranıp, aynada  kendi gerçekliğimizle yüzleşip,kendimizdeki erdemleri iyileştirmediğimiz, adil,eşit ve kardeşçe yaşamayı öğrenmediğimiz sürece Sartre’ın söylediği evrene karşı yükümlülüğümüzü yerine getiremeyiz.

Çünkü en gelişmiş canlı olarak sorumlu olduğumuz evreni,yaşanır,saygın bir yer olarak hayatta tutmak ve geliştirmek için tüm canlılara karşı adil olmalı ve birlikte kardeşçe yaşamayı öğrenmeliyiz.

Yorum Yap:

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Site Altbilgisi

Sliding Sidebar

Arşivler

Kategoriler